• Menü
  • Menü

Ayasofya Müzesi Hakkında 12 Bilgi

Ayasofya Müzesi dış mekan fotoğrafı

Ayasofya Müzesi, İstanbul‘da gezilecek yer deyince ilk akla gelen tarihi simgelerden biri. Sultahahmet semtinde yer alan bu müze, dünya mimarlık tarihinden günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtlar arasında bulunuyor. Ayasofya’yı İstanbul’da yaşayan birçok kişi zaten görmüştür, görmediyse de mutlaka görmeli. İstanbul‘da yaşamayan yerli yabancı turistler ise bu şehre adım atar atmaz ilk olarak bu mabedi ziyaret ediyor. Eğer hâlâ bu müzeyi ziyaret etmediyseniz, gidip görmeden önce aşağıdaki bilgileri öğrenmenizde yarar var.

1. Doğu Roma İmparatorluğu’nun en büyük klisesi

Ayasofya Doğu Roma İmportuluğu'ndan günümüze kalmış bir yapı

Ayasofya Müzesi, Doğu Roma İmparatorluğu‘ndan günümüze kalmış bir tarihi miras. İmparatorluğun İstanbul’da hüküm sürdüğü yıllarda yaptığı en büyük kilise. İlk önce Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılmış. Beşinci yüzyıldan itibaren ise Ayasofya (Kutsal Bilgelik) olarak anılmaya başlanmış.

2. Taç giyme törenleri Ayasofya’da yapılırdı

Ayasofya'da İmparatorlar taç giyerdi

Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde İmparatorluk Kilisesi olduğu için taç giyme törenleri bu mekânda yapılırmış. İmparatorlar taçlarını, ana mekanın (naos) sağında bulunan, renkli taşlardan yuvarlak ve geçmeli desenli yer döşemelerinin (omphalion), bulunduğu bölümde giyerlermiş.

3. Ayasofya ilk olarak İmparator Konstantios tarafından inşa ettirildi

Ayasofya gökyüzünden görünüm

Ayasofya ilk olarak, İmparator Konstantios (337-361) tarafından M.S. 360 yılında inşa edilmiş. Üstü ahşap çatı ile kapatılmış, bazilikal (uzunluğuna gelişen) planlı bu yapı bir halk ayaklanmasıyla yakılıp yıkılmış. Ayaklanmanın sebebi, İmparator Arkadios‘un (395–408) eşi İmpratoriçe Eudoksia ile İstanbul Patriği İoannes Chrysostomos arasında gelişen anlaşmazlıkmış. Patrik İoannes‘in mozaik tasviri, günümüze kadar korunmuş ve Ayasofya‘nın kuzey tymphanon duvarında görülebiliyor. Günümüzde ilk yapıdan pek bir kalıntı bulunmuyor ancak müze deposunda bulunan Megale Ekklesia damgalı tuğlaların bu yapıya ait olduğu düşünülüyor.

4. İkinci yapı M.S. 415 yılında tamamlandı

Ayasofya Zoe Mozaigi

İlk yapının yakılıp yıkılmasından sonra ikinci yapı M.S. 415 yılında II. Theodosios (408-450)  tarafından inşa ettirilmiş. Yine bazilikal plan ile yapılan ve anıtsal bir girişe sahip olan bu yapının üzeri, beş nefli ahşap çatı ile kapatılmış.

İkinci kilise de çok dayanmamış ve İmparator Justinianos’un (527–565) 5. saltanat yılında, yine bir isyanda yıkılmış. Bu sefer isyanın sebebi aristokratları temsil eden maviler ile, esnaf ve tüccarları temsil eden yeşillerin birleşerek İmparatorluğa karşı birleşmesiymiş. “Nika İsyanı” olarak bilinen bu olay sonucunda Ayasofya ikinci kez 13 Ocak 532 yılında yıkılmış.

İkinci yapı, bugünkü zeminin yaklaşık 2 metre altında görülebiliyor. Kalıntılar, 1935 yılında İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden A. M. Scheinder başkanlığında yapılan kazılarda ortaya çıkmış. Bu kazılarda, ikinci yapının anıtsal giriş kapısına (Propylon) ait basamaklar, sütun kaideler, 12 Havari‘yi temsil eden kuzu kabartmaları ve süslü friz parçaları gün ışığına çıkmış. Anıtsal girişe ait diğer mimari değeri olan parçalar, Ayasofya‘nın batı kısmındaki bahçede görülebiliyor.

5. Günümüzdeki yapı 537 yılında ibadete açıldı

Ayasofya akşam fotoğrafı

Ayasofya‘nın günümüze ulaşan yapısı ise İmparator Justinianos (527-565) tarafında dönemin iki önemli mimarı Milestoslu (Milet) İsidoros ile Trallesli (Aydın) Anthemios’a yaptırılmış. Tarihçi Prokopios‘a göre, bu yapının inşaatı 23 Şubat 532 yılında başlamış ve tam 5 yıl sürmüş. Klise, 27 Aralık 537 yılında törenle ibadete açılmış. Tarihi kaynaklarda, açılış günü İmparator Justinianos‘un, mabedin içinde “Tanrım bana böyle bir ibadet yeri yapabilme fırsatı sağladığın için şükürler olsun” deyip sonrasında ise Kudüs’teki Hz. Süleyman Mabedi’ni kastederek “Ey Süleyman seni geçtim” diye bağırdığı bilgisi yer alıyor.

6. Bazilikal plan ile merkezi kubbeli plan bir arada kullanıldı

Ayasofya gündüz geniş açı görsel

Üçüncü Ayasofya‘da geleneksel bazilikal plan ile merkezi kubbeli plan bir arada kullanılmış. Yapının bir apsisi, üç nefi, dış ve iç olmak üzere iki narteksi bulunuyor. Dış nartekseden, apsise kadar uzunluk 100 metre, genişlik ise 69,50 metre. Kubbenin zeminden yüksekliği 55,60 metre, çapı ise kuzeyden güneye 31,87 metre, doğudan batıya 30.86 metre.

7. Dünyanın dört bir yanından malzemeler getirildi

Ayasofya'da dünyanın dört bir yanından getirtilen mermerler kullanılmış

Yapıda, Doğu Roma İmpatorluğu‘ndaki tüm eyaletlerden en güzel mimarı parçalar toplanarak kullanılmış. Sütun ve mermerler, Aspendos, Ephesos, Baalbek, Tarsus gibi şu an Anadolu ve Suriye topraklarında yer alan antik şehirlerin kalıntılarından getirilmiş. Yeşil Somakiler Eğriboz Adası‘ndan, pembe mermerler Afyon‘dan, sarı mermerler Kuzey Afrika‘dan, beyaz mermerler ise Marmara Adası‘ndan getirtilmiş.

Ayasofya‘nın iç kısmındaki duvar kaplamalarında, tek blok olarak mermerler ikiye bölünerek yan yana getirilmiş ve simetrik şekiller ortaya çıkarılmış. Damarlı renkli mermerler iç mekanda dekoratif ihtişam için kullanılmış. Neflerde Efes Artemis Tapınağı‘ndan getirilen sütunlar, yarım kubbeler altında ise Mısır‘dan getirilen 8 adet porfir sütun kullanılmış. Toplam 104 sütun bulunan yapıda, 40 sütun alt galeride, 64 sütun ise üst galeride yer alıyor.

8. Mozaikler altın, gümüş, cam, toprak ve renkli taşlardan yapıldı

Ayasofya Komnenos Mozaik

Ayasofya’nın mermer kaplı duvarları dışındaki tüm yüzeyler mozaiklerle süslenmiş. Mozaiklerin yapımında altın, gümüş, cam, pişmiş toprak ve renkli taşlardan oluşan malzemeler kullanılmış. Yapıdaki bitkisel ve geometrik mozaikler 6. yüzyıla, tasvirli mozaikler ise ikonaklazma (Tasvir Kırıcılık Dönemi 730- 842) sonrasına tarihlenir.

9. Haçlı Seferleri sırasında yağmalandı

Ayasofya Haçlı Seferleri Sırasında Yağmalanmış

İstanbul, IV. Haçlı Seferleri sırasında Latinler tarafından 1204 – 1261 yılları arasında işgal edilmiş. Bu dönemde Ayasofya ve kent yağmalanmış. Doğu Roma, 1261 yılında kenti tekrar ele geçirmiş ve yıllarda mabet epey harap durumdaymış.

10. 1453’te Fatih Sultan Mehmed tarafında camiye dönüştürüldü

Ayasofya Osmanlı Dönemi

Fatih Sultan Mehmed‘in (1451 – 1481), İstanbul‘u 1453‘te fethetmesiyle birlikte Ayasofya, camiye çevrilmiş. Fetihten hemen sonra bu yapı güçlendirilmiş ve en iyi şekilde korunmuş. Uzun yıllar içinde depremden zarar gören yapıya hem Doğu Roma hem de Osmanlı döneminde destek amaçlı payandalar yapılmış. Mimar Sinan‘ın yapıya eklediği minareler de yapıyı desteklenmesi yardımcı olmuş.

Yine Fatih döneminde Ayasofya‘nın kuzeyine bir medrese yaptırılmış. Osmanlı döneminde, 16. ve 17. yüzyıllarda, Ayasofya’nın içine mihraplar, minber, müezzin mahfilleri, vaaz kürsüsü ve maksureler eklenmiş. Mihrabın iki yanında bulunan bronz kandiller, Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) tarafından Budin Seferi (1526) dönüşünde camiye hediye edilmiş. Ana mekanda girişin sağ ve sol köşelerinde bulunan Helenistik Döneme (M.Ö. 3-4. yüzyıl) ait iki mermer küp ise, Bergama’dan getirilerek, Sultan III. Murad (1574-1595) tarafından Ayasofya’ya hediye edilmiş.

11. En kapsamlı bakım çalışması Sultan Abdülmecid döneminde yapıldı

Ayasofya Osmanlı Dönemi restorasyon çalışmaları

Ayasofya‘ya Osmanlı döneminde yapılan en kapsamlı bakım çalışması Sultan Abdülmecid (1839 – 1861) döneminde 1847 – 1849 yılları arasında İsviçreli Fossati Kardeşler tarafından yapılmış. Bu onarım çalışmaları sırasında, daha önce mihrabın kuzeyindeki niş içinde bulunan Hünkâr Mahfili kaldırılmış, yerine mihrabın solunda, sütunlar üzerinde yükselen, etrafı ahşap yaldızlı korkuluklarla çevrili Hünkâr Mahfili yapılmış.

Aynı dönemde Hattat Kadıasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılan 7,5 metre çapındaki 8 adet hat levhası ana mekanın duvarlarına yerleştirilmiş. “Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin” yazılı bu levhalar İslam dünyasının en büyük hat levhaları olarak biliniyor. Aynı hattat tarafından kubbenin ortasına ise Nur Suresi’nin 35. ayeti yazılmış.

Sultan Abdülaziz döneminde yapılan çalışmalarsa ise Ayasofya‘da bulunan medrese 1869 – 1870 yılları arasında yıkılmış ve 1873 – 1874 yılları arasında yeniden inşa edilmiş. 1936‘da yıkılan medresenin kalıntıları, 1982 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış.

12. 1935’den beri müze olarak kullanılıyor

Ayasofya 1935'ten beri müze olarak kullanılıyor

Ayasofya, 1 Şubat 1935‘teki Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürüldü. Bu tarihten itibaren müze olarak, yerli ve yabancı ziyaretçilere açıldı. 1936 tarihli tapu senedine göre Ayasofya“57 pafta, 57 ada, 7. parselde Fatih Sultan Mehmed Vakfı adına Türbe, Akaret, Muvakkithane ve Medreseden oluşan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi” adına tapulu.

İlginizi çekebilir: Koç Müzesi, sizi bekliyor, mutlaka görün

kochero

Eski gazeteci, medya ve iletişim danışmanı. Bir ara Wanted Burger adlı bir restoran işletti. Web tutkunu, bu siteyi yapan kişi... Gerçek adı Cemal Alp Solak, nam-ı diğer Kochero, herkese çay ısmarlayabilmesiyle nam salmıştır...

Tüm yazılarını göster

Bir Yorum Yazın